Follow by Email

2 Şubat 2018 Cuma

Bi BİPOLAR GÜNLÜĞÜ_ 1

Bi BİPOLAR GÜNLÜĞÜ_ 1

Merhaba dünyalılar.
       Kendime karşı dürüst olma şansını şahsıma tanıma kararıyla bu günlüğü en derinden gelen iç sesimle doldurmaya and içtim. Hep büyük sözlerle başlamanın fiyakalı olduğu sanrısıyla, kendimi, bir kaç okuyanı sıkmadan konuya pikeli giriş yapıyorum.
        Ben harbiden BİPOLARIM. Geniş açılımı bir kişilik bozukluğu çeşidi olan, Bipolar Duygu Durum Bozukluğu tanısına nail olmuş bir garip şahısım. Herkes kadar insan, herkes kadar deli, herkes kadar akıllı, herkes kadar garip, herkes kadar iyi ve kötüyüm.
         Bir dönem kendinize konan psikolojik bir tanının sizin hayatınızı ne yönde zorladığı, değiştirdiği, kararlarınızı, hatta hayatınızı algılayışınızı nereye taşıdığı derin bir konuymuş gibi gelir. Aslında herkes kadar sorunlusunuz. Herkes kadarsınız. Kimimiz kendimizi bipolarlığın sağladığı fantastik iç görüyle özel bile hisseder. Aslında tüm insanlar özeldir. Bu bipolarlık mevzusunu çok az kişiyle paylaştığım doğrudur. Şu an bunun çok da önemsiz bir durum olduğuna kanaat getirmiş bulunduğum için yazmaya karar verdim. Belki kendimi daha güçlü, daha özgür hissetmek adına.
        Şu dönem insanların birbiriyle aslında kanımca, paylaşma hezeyanına kendini kaptırdığı bir dönem. Ben bunu yadırgamıyorum. Hep eskiye öykünen ve yeni olan her şeye karşı ve muhalif olan bir yapım hiç olmadı. O zaman mağara duvarlarına  ne çizerdim diye düşünüyorum. İlk defa mağara duvarına resim yapanlara da birileri karşı durmuştur herhalde.
       Bipolara yaşadığım durumlarla ilgili açıklık verebilirim. Hiç duymamış, duymuş yanlış anlamış, anlamış ama yanlış değerlendirmişlere  belki biraz izah edebilirim. "Anlatılmaz yaşanır desem" hiç komik olmayacak. Ama şu an gülümsüyorum. Bipolar insanlar, duygularını gereksiz bir yoğunlukta yaşayan, bazen devasal boyutlarda saçmalayan zavallılardır. Şaka şaka zavallı değiliz. Deliyiz düpedüz. :))
       Bipolar da candır. İnsani duygulardan en temelleri korku, öfke, sevgi, sevinç...  Normal denilen insanlarla karşılaştırırsak; siz de kar topuysa, bizde çığ olarak geliyor tüm bunlar. Altında kalmadan sağ çıkabilmek mühim olan. :)
       Bu bence bipolar bozukluğu tanımlarken, her bipoların aynı düzeyde, aynı normlarda yaşadığını varsaymadan konuya yaklaşmanızı salık veririm. Grip bile olsak, aynı mikropla da savaşsa vücudumuz, genlerimiz, kişiliğimiz, bünyemiz, yaşam şartlarımız, dahası kültürümüz hastalığı başka şekilde karşılamamıza etkendir.
       Bipolar ben olarak, yaşadığım tüm duygulanımlardan zararlı çıkmadım. Bipolarlar yoğun yaşama coşkusunu, neşeyi, eğlenmeyi, coşturmayı, eğlendirmeyi bilirler. Hiç de zorlanmazlar. Buna karşılık, kederleri, acıları, öfkeleri, tüketici ve çoğunuzdan yorucudur. Bu konu da  iyimser bir bakış açım var; acılanımlar insana çok şey öğretir, güçlü kılar. Kaslarımızı geliştirmek için onları zorlamamız ve laksit asitin verdiği acıyı duyumsamamız gerektiği gibi.
     Kendime paye çıkarmayı bırakıp olumsuzluklara gelirsem. Belirli bir işe konuya odaklanma konusunda sıkıntı yaşıyorum. Hele enerjim yüksek, algılarım gereksiz şeylere dahi tepki veriyorsa yandım. Bir işe yoğunlaşıp, onu bir noktaya taşımam, sıkılmadan sonunu getirmem de oldukça zor olabiliyor. Bunun için bir anda pek çok işi bir arada yaparak ilerlemem gerekiyor. Bu da dışardan dağınık, basiretsiz, maymun iştahlı görünmeme neden olabiliyor. Çok da bi tarafımda.
Örnek veriyim, bir filmi dinlerken ( izlerken değil dinlerken), okumak, ev işi yapmak, birileriyle yazışmak, başka videolar izlemek gibi. İnanın başka türlü oturup filmi sonuna kadar izleyebildiğim çok azdır. Hiç bir şey yapmasam, kafamda birileriyle kavga ediyorumdur. :)
      Sizi bipolar benin sığ hayatıyla daha fazla meşgul etmiyorum. Aslında sıkıldım, film izleyeceğim, Ve belki başkaca bir şeyler daha işte.
     Farklılıklardan korkmamak, daha fazla kalplerin yakın, ön yargıların silik olduğu bir dünyaya gözlerimizi açmak, yeni kuşaklara böyle bir dünya armağan etmek dileğiyle.
      Hepinizi seviyorum, çünkü hepimiz insanız.
KOCAMAN SARILMALARIM, SULU ÖPÜCÜKLERİMLE.
   

10 Ocak 2018 Çarşamba

Eksik

Kadın:
_ Sen beni sevemezsin. Ben gerçeğim. Uykusuz, yorgun olunca çirkinim. Sabah uyandığımda saçlarım darmadağınık. Gülünce kaz ayaklarım beliriyor. Bacaklarımda varisler, ani kilo kaybından çatlaklar var. Çok sinirlenince, ağzımdan küfürler savrulur, erkeklerin bile etmeye utanacağı türden. Sen beni sevemezsin, saçlarımda beyazlarım, beceriksizce boyadığımdan kapanmamış. Ama tüm bedenim doğumundan itibaren Yaradan'dan başkasının dokunuşuyla değişmemiş. Kaşlarım asimetrik, pek çok uzvum gibi. Sen beni sevemezsin.
Erkek;
- Sen beni bilemezsin, ne hissettiğimi sende gördüklerimi, bulduklarımı, ne kadar seni senden daha güzel gördüğümü, seni Yaradan'dan ötürü sevdiğimi.
Kadın;
- Emin misin, gördüklerinin benim gerçeğim olduğundan? Belki sevme ihtiyacından farklı görüyorsun.
Erkek;
- Bunu nasıl kanıtlayabilirim ki* Belki sen kendini farklı görüyorsun. Eksik biliyorsun.

8 Ocak 2018 Pazartesi

SUSAR

Kadın:
-Yanıma otur, en güzel yerini ayırdım ömrümün, cam kenarı... Adam dokunmadan tut ellerimden, avuçlarımın teriyle ıslat saçlarını. Adam sen beni eksiltme, çoğaltma da. Sadece çöm yüreğime.
Adam:
- Gözlerine bakamıyorum.
Kadın:
- Acımız gözlerime sığınmış, sarılıp uyuduğumuz gecelerin sıcaklığını taşıyor. Gözlerimde görmek istediklerini bulacaksın. Yine de bakarken, kaçıramayacaksın gerçeklerden gözlerini.
Adam:
- İçimden gelen şimdi kalkıp gitmek. Sana yaklaştıkça uzaklaşır olmak beni yoruyor.
Kadın:
- Gitmenle kalman arasında bir fark yoksa, yine de kal. Çünkü hislerini korkularının koynuna bıraktın. Onlar, o salyalı korkuların bile hislerini boğmaya yetmeyecek. Bir hayalet gibi hep seni izleyecekler.
Adam:
- Gece sana yaklaşıyor. En yakışanı senin sessizliğine sunduğu adaklarla taçlandırılmış geceye sığınmam. Gece gözlerinin kıyısında mehtaplar uyanır gibi. Saçlarında yakamozlar salıncaklar kurmuş.
Kadın:
- Usulca yanaşıyor, bir sandalın dalgaları okşarcasına kıyıya yanaşması gibi yüreğin. Çok konuşmaz derler erkek yüreği. Yanılıyorlar. O kadar gevezedir ki o yürekler, ancak susunca bir erkeğe yaşama fırsatı verir.
Adam:
- Seni anlamak gayesinde değilim, kim bilir ki, ne kadar zamanımız var. Anlamayalım, sadece ruhlarımızın kanatlarında nefeslerimizi uçuralım.
Kadın SUSAR.

23 Kasım 2017 Perşembe

ayrılık

Canımın içi
göremiyorum
burnumun ucunu
kalbimin dibini
acımın kokusunu
etimin tadını
ölümün kıyısında
zik zak çiziyorum
görmüyorummm
görmek istemiyorum
kanadının kırıldığını
göğün bulandığını
sesinin kısıldığını
sabahın sensiz uyandığını
seni bırakıp gittiğimi
acımın büyüdüğünü
gecenin kustuğunu
kaşlarının yandığını
burnumun ucunda
kollarında eridiğimi
sabaha çıkamadığımı
görmüyorum
görmek istemiyorum



2 Ağustos 2017 Çarşamba

BATSIN BU DÜNYA!

   Çoğunlukla çevremizi algılayışımızda ciddi sorunlar vardır. Aslında onlara bakarken, kendi bilinçaltı süzgecimizden geçiririz insanları. Yani gözümüzde bir aynadan gözlük taşır gibi. Ki gerçekten bir aynanın karşısına geçince bile, ben algımızda da ciddi  sorunlar yaşarız. Bazı yönleri miyop, bazı yönleri hipermetrop, bazılarını astigmat görürüz. Gözümüze inen son gözlük, katarakt ise ölümümüzdür. Kimse alınmasın gücenmesin. Kendimizi bile çok tanımadan, başkalarının yolculuklarında söz sahibi gibi davranırız. Bu da çoğu ilişkimizde oluşan o devrilmez mesafelerin, korkunç uçurumların sebebidir.
   İhtiyaç duyduğumuz, hayatımızda devrim niteliğinde dönüşümlere sebep olacak insanları, ışık hızıyla uzayın derinliklerine yollarız. Çünkü onlarda olan ve bizde olmasını derinden istediğimiz tüm özelliklerle aramızda, devasal korkularımız Çin Seddi gibi örülüdür.
    Örnekleri abartılı vermeliyim ki, anlaşılsın, kaçınılan durum bahaneler, demagojik yaklaşımlar..
Hiç düşündünüz mü bilmem, ilk aklına geleni, elekten geçirmeden, tüm saf farkındalığıyla önümüze koyan tüm o nadide insanlardan ne çok nefret ederiz. Şu hani aman kırmayalım, dökmeyelim fenomeni nedir? Eğer dağılması, patlatılması gereken kof, manasız sanrılara savaş açtıysak, en azından bir kaç çizikle sıyrılırız. Karşımızda ön yargılarımızdan inşa ettiğimiz o koca, betonları çürümüş, binayı havaya uçuracak, imha ekibine karşı,  bataklık gibi bizi içine çeken katılaşmış yanılgılarımıza kendimizi zincirlememiz ne acınasıdır. Üstelik o binanın altında kalmamız kaçınılmazdır.
O zaman BATSIN BU DÜNYA
 Bu konu sürüp gider de. Ben yorgunum.
İyi geceler...

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Küçük şeyler bunlar!

Hayatımız boyunca, algılarımızla oynadılar. Bizi büyük ebatlı her şeyin daha mutluluk verici olduğuna inandırdılar. Büyük bir aşkın, büyük bir evin, büyük bir çevren, büyük şöhretin, büyük gardırobun, hepsi çokça, en büyüğü olmalıydı. Elindekinden daha büyüğü varsa, onun için dertlenmeliydin. Üstelik mutsuz olmalıydın. Tüm bunları elde etmek için, koca ömrünü tüketmeli, önüne konulan sana yetiyorsa, yetersiz ve değersiz olarak tanınmayı göze almalıydın. Okullara yüksek notlar için gidilmeli, bu notların nasıl alındığı sorgulanmamalıydı. Tüm o büyük şeylere sahip olmakla, hak etmek arasında bir bağ olmamalıydı. Ama onlara sahip olmayı bir şekilde başaran insanlar, takdir görmeliydi. İmrenilmeli, mutlu görünmeliydi. Kimi ne kadar kandırırsalar, o kadar kapitalist sistemin dişlileri arasında aynı normlara, istenen kalıba sokmak o kadar kolay olmalıydı. Mutsuz, tatminsiz, değersiz hisseden insanlar yığını işlerine geliyordu. Herkesten biriktirdiğimiz bize ait olan o küçük, samimi olan, adil olan her şeyin mutluluğun kaynağı olduğu bir sır gibi saklandı. Böyle düşünmek hor görüldü, küçümsendi. O zaman bu dünyanın hepimize yeteceği gerçeği bal gibi kabul edilecekti. YALNIZ, dağılmış, korkak, saldırgan, savaşçı, doyumsuz, hoşgörüsüz, sevgisiz, birbirine yabancı kitlelerden kocaman bir ordu kurdular. Sadece hayatlarımızın, aldığımız nefesin, yediğimiz iki lokmanın değil,  çocuklarımızın hayallerinin, geleceğimizin, umutlarımızın içine sıçtılar.
 HELAL OLSUN!

13 Temmuz 2017 Perşembe

O AN.

kadıncık:
-Seni zamAN’ın durduğu yerde bekleyeceğim.
adamcık:
- Orası Neresi?
kadıncık:
-Gelince ANlayacaksın.
adamcık:
-NAsıl?
kadıncık:
- Seni beklediğim yere geldiğin AN, zamanın akmaya başladığı AN,O AN... seni beklediğim her yerin O AN olduğunu anlayacaksın.