Follow by Email

23 Kasım 2017 Perşembe

ayrılık

Canımın içi
göremiyorum
burnumun ucunu
kalbimin dibini
acımın kokusunu
etimin tadını
ölümün kıyısında
zik zak çiziyorum
görmüyorummm
görmek istemiyorum
kanadının kırıldığını
göğün bulandığını
sesinin kısıldığını
sabahın sensiz uyandığını
seni bırakıp gittiğimi
acımın büyüdüğünü
gecenin kustuğunu
kaşlarının yandığını
burnumun ucunda
kollarında eridiğimi
sabaha çıkamadığımı
görmüyorum
görmek istemiyorum



2 Ağustos 2017 Çarşamba

BATSIN BU DÜNYA!

   Çoğunlukla çevremizi algılayışımızda ciddi sorunlar vardır. Aslında onlara bakarken, kendi bilinçaltı süzgecimizden geçiririz insanları. Yani gözümüzde bir aynadan gözlük taşır gibi. Ki gerçekten bir aynanın karşısına geçince bile, ben algımızda da ciddi  sorunlar yaşarız. Bazı yönleri miyop, bazı yönleri hipermetrop, bazılarını astigmat görürüz. Gözümüze inen son gözlük, katarakt ise ölümümüzdür. Kimse alınmasın gücenmesin. Kendimizi bile çok tanımadan, başkalarının yolculuklarında söz sahibi gibi davranırız. Bu da çoğu ilişkimizde oluşan o devrilmez mesafelerin, korkunç uçurumların sebebidir.
   İhtiyaç duyduğumuz, hayatımızda devrim niteliğinde dönüşümlere sebep olacak insanları, ışık hızıyla uzayın derinliklerine yollarız. Çünkü onlarda olan ve bizde olmasını derinden istediğimiz tüm özelliklerle aramızda, devasal korkularımız Çin Seddi gibi örülüdür.
    Örnekleri abartılı vermeliyim ki, anlaşılsın, kaçınılan durum bahaneler, demagojik yaklaşımlar..
Hiç düşündünüz mü bilmem, ilk aklına geleni, elekten geçirmeden, tüm saf farkındalığıyla önümüze koyan tüm o nadide insanlardan ne çok nefret ederiz. Şu hani aman kırmayalım, dökmeyelim fenomeni nedir? Eğer dağılması, patlatılması gereken kof, manasız sanrılara savaş açtıysak, en azından bir kaç çizikle sıyrılırız. Karşımızda ön yargılarımızdan inşa ettiğimiz o koca, betonları çürümüş, binayı havaya uçuracak, imha ekibine karşı,  bataklık gibi bizi içine çeken katılaşmış yanılgılarımıza kendimizi zincirlememiz ne acınasıdır. Üstelik o binanın altında kalmamız kaçınılmazdır.
O zaman BATSIN BU DÜNYA
 Bu konu sürüp gider de. Ben yorgunum.
İyi geceler...

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Küçük şeyler bunlar!

Hayatımız boyunca, algılarımızla oynadılar. Bizi büyük ebatlı her şeyin daha mutluluk verici olduğuna inandırdılar. Büyük bir aşkın, büyük bir evin, büyük bir çevren, büyük şöhretin, büyük gardırobun, hepsi çokça, en büyüğü olmalıydı. Elindekinden daha büyüğü varsa, onun için dertlenmeliydin. Üstelik mutsuz olmalıydın. Tüm bunları elde etmek için, koca ömrünü tüketmeli, önüne konulan sana yetiyorsa, yetersiz ve değersiz olarak tanınmayı göze almalıydın. Okullara yüksek notlar için gidilmeli, bu notların nasıl alındığı sorgulanmamalıydı. Tüm o büyük şeylere sahip olmakla, hak etmek arasında bir bağ olmamalıydı. Ama onlara sahip olmayı bir şekilde başaran insanlar, takdir görmeliydi. İmrenilmeli, mutlu görünmeliydi. Kimi ne kadar kandırırsalar, o kadar kapitalist sistemin dişlileri arasında aynı normlara, istenen kalıba sokmak o kadar kolay olmalıydı. Mutsuz, tatminsiz, değersiz hisseden insanlar yığını işlerine geliyordu. Herkesten biriktirdiğimiz bize ait olan o küçük, samimi olan, adil olan her şeyin mutluluğun kaynağı olduğu bir sır gibi saklandı. Böyle düşünmek hor görüldü, küçümsendi. O zaman bu dünyanın hepimize yeteceği gerçeği bal gibi kabul edilecekti. YALNIZ, dağılmış, korkak, saldırgan, savaşçı, doyumsuz, hoşgörüsüz, sevgisiz, birbirine yabancı kitlelerden kocaman bir ordu kurdular. Sadece hayatlarımızın, aldığımız nefesin, yediğimiz iki lokmanın değil,  çocuklarımızın hayallerinin, geleceğimizin, umutlarımızın içine sıçtılar.
 HELAL OLSUN!

13 Temmuz 2017 Perşembe

O AN.

kadıncık:
-Seni zamAN’ın durduğu yerde bekleyeceğim.
adamcık:
- Orası Neresi?
kadıncık:
-Gelince ANlayacaksın.
adamcık:
-NAsıl?
kadıncık:
- Seni beklediğim yere geldiğin AN, zamanın akmaya başladığı AN,O AN... seni beklediğim her yerin O AN olduğunu anlayacaksın.

11 Temmuz 2017 Salı

Ne güzel!

Erkek:
-Sözümü geri alamam. Sana yakın olmak sözlerimi geri almama engel. Yok saydığım bir benle sana varamam.
Kadın:
-Sözlerini unutamam. Unutmak beni zayıf kılar. Güçlü kalmazsam, sana dayanak olamam.
Erkek:
- Bazen yaralayıcı sözlerim oluyor. Ağzımdan çıkan sözcükler bıçak gibi. Senden çok beni acıtıyor.
Kadın:
- Sevmek naifliğini neden kaybeder? Birbirimizi törpülemeden, öylesine sevemez miyiz?
Erkek:
- Takındığımız tüm bu kibir korkularımızın cılız bir maskesi. Çıplak kalmak, ne kadar hafifletici oysa!
Kadın:
- Ne zaman duracağız? Sadece, öylece her şeyi zamana ve oluruna bırakacak kadar...
Erkek:
- Hayat diye hepimizin yakındığı şu sanal hay huyun içinden çıkıp, var olmanın sıradanlığı, sıradan olmanın hafifliğine kendimizi bırakmamamız ne kadar ironik.
Kadın:
- Şimdi sana öylece baksam, varlığın için duacı olsam. Sana tüm dünyayı çevreleyecekmiş gibi kollarımla kapansam. Omuzunda yükümü hafifletsem. Şarkılarımı kulağına sihirli nağmelerle üflesem. Sabaha kadar sadece varlığımıza şükretsek. Fena mı olurdu?
Erkek:
- Şimdi bir dilek tutsam, öyle bir dilek olmalı ki, seni gözlerime hafızama gömse; nerede olursak olalım birbirimizi hissetsek. Ne güzel olurdu!

9 Temmuz 2017 Pazar

Kadın susar...

Kadın:
- Seni terk ediyorum.
Erkek:
- Neden?
Kadın:
- Problem istemiyorum.
Erkek:
- Problem ne?
Kadın:
- Sensin. Çok bilinmeyenli denklem gibisin. 
Erkek:
- Sonuç anahtarını verebilirim.
Kadın:
- Anlamı yok.  Bilinmeyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Sonuca varmak imkansız.
Erkek:
- Beni çözeceğin bir problem gibi görmezsen, yanıtın önemi kalmaz
Kadın:
- Ben yanıtın peşinde değilim. Bilinmeyenlerin sayısı azalsın yeter bana.
Erkek:
- Sen bilirsin.
Kadın:
- Bilmesem de olur artık.

Güle Güle

Durdum
seni özlüyorum
Yürüdüm
seni özledim
Atladım
seni özleyeceğim
Aşırı bir sabah bu
sana bakan yüzünde gece gizli
içimden karanlık yıldız kuyrukları
saçma
Aklıma geldin
Seni özlettim kendime
Sildim parmak izlerimi
omuz uçlarından
geceledim
kuşlar üşüştü düşlerime
kimse kadar kaldım
seni özlerken
ucunu kaçırdığım
ilmikle bağladım
ağaçlara yere düşen yaprakları
dallar güldü
ben ağladım
Sen güldün
tenim ağladı
taş bebekler
soğuk
kirpikleri gülen bebekler
kim sana anlattıysa
benden fazlası kalmadı
her sarıldığımda
ihanet dolu bir yüreğe
 kaburgalarım
eksildi
şimdi gelmiyorlar
özlem yüklü bulutlar
pervazıma
gök pervasızca ağlayınca
gülüyorum
güle güle...